• Haber
  • İstanbul'daki Rojava protestosuna müdahale: Çok sayıda gözaltı

    “`html

    Kuzey ve Doğu Suriye, yani Rojava’da, Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) tarafından gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekmek amacıyla Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Demokratik Kurumlar Platformu üyeleri, bugün İstanbul Aksaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Grup, “Rojava tehdit altında, saldırılara dur de” çağrısı yaparak Saraçhane’ye yürümeyi hedefledi.

    Ancak, meydanın çeşitli bölgelerinde yoğun sayıda çevik kuvvet, TOMA ve gözaltı araçları konuşlandırıldı.

    Demonstration in Istanbul

    “Rojava’da direnen kadınlara bin selam”

    Saat 15.00 itibarıyla güçler, eylemin “izinsiz” olduğunu belirterek kitlenin önünü barikatlarla kapattı.

    Bu durum sonrası, aralarında siyasi parti temsilcilerinin yer aldığı bir grup eylemci, ablukaya alındı ve oturma eylemine başladılar.

    Uzun süre ablukada kalan eylemcilerin bir kısmı gözaltına alındı.

    Katılımcılardan bazıları, “Filistin için yürürken izin verenler, Rojava için yürümemize izin vermiyor” diyerek polise tepki gösterdi.

    Ablukadan çıkmalarına izin verilmeyen kadınlar, el ele tutuşarak “Jin jiyan azadî” ve “Rojava’da direnen kadınlara bin selam” sloganlarıyla meydanda halk oluşturup yürüdü.

    Uzun görüşmelerin ardından, polis gruptakilerin sırayla ablukadan çıkmalarına izin verdi.

    DEM Parti’den Gelen Açıklama

    Polis müdahalesinin ardından DEM Parti İstanbul İl Örgütü, şu açıklamayı yaptı:

    Rojava, vicdan, direniş ve özgürlük demektir. Asla teslim alınamaz. Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê bölgelerine HTŞ’nin ağır silahlarla yaptığı acımasız saldırılar sonucu, çocuk ve kadınların da aralarında bulunduğu birçok masum insan hayatını kaybetmiştir. Yerleşim alanlarının sistematik şekilde hedef alınması ve sivillerin yaşam hakkının ihlali, ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Bu saldırılar, tüm dünyanın gözleri önünde yaşanırken, sessiz kalan insanlık adına çok yaralayıcıdır.

    Söz konusu saldırıların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonunun ve siyasi çözüm çabalarının konuşulmasının tam ortasında gelmesi dikkat çekicidir. Bu durum, çözüm karşıtı odakların kışkırtıcı tutumlarını gözler önüne seriyor ve Kürtleri hedef alan bu saldırılar, Suriye’nin geleceği için büyük tehditler oluşturuyor.

    Bu saldırıların, Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum sürecini de olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Rojava’ya yönelik düşmanca tavır, SDG’nin entegrasyon ve çözüm çabalarını zayıflatmayı amaçlıyor ve bölgesel barış umutlarını sarsıyor. Çözüm karşıtı güçlerin barışçıl ve demokratik geleceği tehdit ettiği açıktır.

    Özellikle belirtmek isteriz ki; Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik bu agresif eylemler, daha önce Süveyda’da Dürzilere ve Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamıdır. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kültürlü yapısını hedef alarak halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan kirli bir güncel anlayışın ürünüdür. IŞİD’e karşı tarihi bir duruş sergileyen Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri, Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve özgürlüğün garantisidir. Bu gerçekliği inkâr eden, çıkarlarını bu kaosta korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler, barışın önüne geçmek için çabalamaktadır.

    Türkiye’nin HTŞ ve lideri ile kurmuş olduğu ilişkinin, yaşanan saldırılara etkisi açıktır. Bu ilişki, Suriye halkına ve Türkiye topraklarına hiçbir fayda sağlamayacaktır; ancak dar siyasi çıkarlar uğruna yaratılan “barış içinde bir arada yaşama” umudunu zedeleyecektir. Savaş ve tekçilikte ısrar eden tavır, Suriye toplumu için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Problem, eski düzenin artık geçerliliğini yitirmiş olması ve yenilenmenin kaçınılmaz olduğudur. Yeninin adı özgürlük, eşitlik ve demokrasi olmalıdır.

    Rojava’ya sahip çıkmak, insanlığa sahip çıkmaktır.

    Kürt halkı, bu saldırılar karşısında yalnız ve savunmasız değildir. Kobanê direnişi, Rojava’nın kazanımlarını ve Suriye halklarının haklarını koruma kararlılığını ortaya koymuştur. Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanında durmaya devam edeceğiz. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü bir şekilde, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla meşru direniş hakkını savunacaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramaz.

    Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri, artık izleyici konumunda kalmamaya davet ediyoruz. Sivillerin korunması için acil olarak adım atılmalı, saldırılar durdurulmalı ve saldırgan güçler ifşa edilmelidir. Sessiz kalmak, bu suçlara iştirak etmek demektir.

    Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi mücadelesi veren güçlere çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik bu barbarca saldırıların tekrarlanmasına asla müsaade etmeyin. Çünkü kaybeden insanlık olacaktır ve gelecekte daha büyük yıkımların önünü açacaktır.

    Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı

    Anayasa’nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesi uyarınca “Herkes, önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

    Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü gerçekleştirmek için yetkili makamlardan izin alma şartı bulunmamaktadır.

    (EMK/TY)

    “`

    6 mins